top of page

ÇALIŞMA ALANLARI

Depresyon

Varoluşçu yaklaşım depresyona yalnızca ortadan kaldırılması gereken belirtiler bütünü olarak bakmaz. Kişinin kendisiyle, başkalarıyla ve hayatla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini anlamaya çalışır.

Varoluşçu terapi kişiye hazır bir yaşam anlamı sunmaz veya nasıl yaşaması gerektiğini söylemez. Öncelikle depresyonun o kişinin dünyasında nasıl yaşandığını anlamaya çalışır.

Terapi sürecinde kişinin:

  • Hayatla bağının nerelerde zayıfladığı,

  • Kayıpları ve hayal kırıklıkları,

  • Kendisine ait seçimlerden nasıl uzaklaştığı,

  • Taşıdığı yalnızlık, suçluluk ve anlamsızlık duyguları,

  • Başkalarının beklentileri ile kendi istekleri arasındaki çatışmalar,

  • Geleceğin neden olanaksız veya kapalı göründüğü

birlikte ele alınabilir.

​

Yas

Yas, yalnızca bir insanı kaybetmenin ardından yaşanan üzüntü değildir. Bir ilişkinin sona ermesi, sağlığın bozulması, yaşanılan yerden ayrılmak, bir hayalden vazgeçmek veya kişinin kendisiyle ilgili önemli bir kimliği kaybetmesi de yas sürecini başlatabilir.

Kayıp, kişiyi ölüm, yalnızlık, anlam ve hayatın kontrol edilemezliği gibi temel varoluşsal gerçeklerle karşı karşıya bırakabilir. Daha önce güvenli ve tanıdık görünen dünya bir anda değişebilir. Kişi hayatın kırılganlığını yalnızca düşünsel olarak değil, doğrudan deneyimlemeye başlayabilir.

​

İlişki Problemleri

Yakın ilişkiler sevgi, güven ve aidiyet sağlarken aynı zamanda kişinin en kırılgan yanlarını görünür hâle getirebilir. Anlaşılmamak, terk edilmek, yeterince sevilmemek veya ilişkide kendini kaybetmek gibi korkular; partner ilişkilerinde, aile bağlarında ve arkadaşlıklarda farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.

İlişkilerde aynı çatışmalar sürekli tekrar ediyor; kişi ihtiyaçlarını ifade etmekte, sınır koymakta veya yakınlık kurmakta zorlanıyor; terk edilme korkusu nedeniyle kendisinden vazgeçiyor ya da ilişkiler yoğun kaygı, öfke ve değersizlik duyguları yaratıyorsa profesyonel destek alınabilir.

​

Aile İçi Problemler

Aile, insanın dünyayla ilk kez ilişki kurduğu; sevgi, güven, yakınlık ve aidiyet deneyimlerini öğrendiği yerdir. Ancak aynı zamanda çatışmaların, beklentilerin, hayal kırıklıklarının ve görünmeyen sorumlulukların da taşındığı bir alan olabilir.

Aile içindeki problemler yalnızca insanların birbirleriyle konuşamamasından kaynaklanmaz. Aile üyelerine verilen roller, kuşaklar boyunca aktarılan değerler, söylenmeyen kurallar ve geçmişten taşınan duygular da bugünkü ilişkileri etkileyebilir.

Aile içindeki aynı çatışmalar sürekli tekrar ediyor; kişi sınır koyamıyor, yoğun suçluluk hissediyor, ailesinin duygusal yükünü taşımaktan tükeniyor veya kendi kararlarını almakta zorlanıyorsa profesyonel destek alınabilir.

​

Cinsellik

Cinsellik yalnızca cinsel birleşme veya bedensel bir işlev değildir. Beden algısı, arzu, haz, yakınlık, kimlik, fanteziler, değerler ve ilişkilerle birlikte şekillenen kişisel bir deneyimdir; tek bir “doğru” cinsellik tanımı yoktur. Cinsel istek ve yakınlık ihtiyacı da yaşam boyunca sabit kalmayabilir. Ruhsal durum, ilişki dinamikleri, sağlık sorunları, kullanılan ilaçlar, hormonal değişimler ve yaşam koşulları cinsel deneyimi etkileyebilir. Cinsel isteksizlik, performans kaygısı, uyarılma veya orgazm güçlükleri, ağrılı cinsel deneyimler, kaçınma, yoğun utanç ya da cinsellikle ilgili çatışmalar kişide belirgin sıkıntı yaratıyorsa profesyonel destek alınabilir.

​

Kaygı

Kaygı yalnızca kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek değildir. Zihnin sürekli olasılıkları hesaplaması, bedenin tehlikeye hazırlanması ve kişinin kendisini güvende hissetmek için hayatı kontrol etmeye çalışmasıyla birlikte yaşanabilir.

Kalp çarpıntısı, kas gerginliği, nefes almakta zorlanma hissi, huzursuzluk, uyku problemleri ve odaklanma güçlüğü kaygıya eşlik edebilir. Kişi tehlikenin ne olduğunu tam olarak açıklayamasa bile “Bir şey olacak” düşüncesinden uzaklaşamayabilir.

Varoluşçu yaklaşım kaygıyı yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir belirti olarak görmez. Kaygı, insanın belirsiz bir dünyada yaşaması, seçim yapmak zorunda olması ve hayatını bütünüyle kontrol edememesiyle de ilişkilidir.

Bağımlılık

Bağımlılık yalnızca bir maddeyi veya davranışı çok istemek değildir. Kişinin zarar gördüğünü fark etmesine rağmen kullanımını ya da davranışını kontrol etmekte zorlandığı; hayatının, ilişkilerinin ve seçimlerinin giderek bu döngünün çevresinde şekillendiği bir süreçtir.

Varoluşçu terapi kişiyi suçlamaz ve bağımlılığı yalnızca irade zayıflığıyla açıklamaz. Bununla birlikte bağımlılığın verdiği zararları görmezden gelmeden, kişinin kendi yaşamındaki seçim ve sorumluluklarıyla yeniden ilişki kurmasına yardımcı olur.

​

Travma

Travma, kişinin yaşamını, beden bütünlüğünü veya güvenlik duygusunu tehdit eden ya da yoğun çaresizlik yaratan deneyimlerin ardından ortaya çıkabilir. Kazalar, afetler, şiddet, istismar, ani kayıplar ve başka örseleyici yaşantılar travmatik etkiler bırakabilir.

Travmanın etkisi yalnızca yaşanan olayın niteliğiyle belirlenmez. Kişinin geçmiş deneyimleri, olay sırasında sahip olduğu destek kaynakları ve yaşananlara verdiği anlam da süreci etkileyebilir. Bu nedenle aynı olay farklı insanlarda farklı izler bırakabilir.

​

Öfke Problemleri

Öfke tek başına bir problem değildir. Kişinin kendisi için önemli olan bir şeyi fark etmesine ve sınırlarını korumasına yardımcı olabilir. Ancak öfke sıklaşıyor, yoğunlaşıyor veya hakaret, tehdit, eşyalara zarar verme, fiziksel şiddet ya da kişinin kendisine zarar vermesiyle sonuçlanıyorsa ele alınması gereken bir soruna dönüşebilir.

Öfkeyle çalışmak yalnızca sakinleşmeyi öğrenmek değildir. Kişinin neyi savunduğunu, hangi sınırının ihlal edildiğini ve kendisini zarar vermeden nasıl ortaya koyabileceğini keşfetmesidir.

Yeme Bozuklukları

Yeme bozuklukları; yeme davranışı, beden algısı ve yiyeceklerle ilişkide ciddi bozulmalar yaratabilen, fiziksel açıdan da yaşamı tehdit edebilen ruhsal sağlık sorunlarıdır.

Yiyecekleri aşırı kısıtlama, kontrol kaybıyla yeme, yeme sonrasında telafi edici davranışlarda bulunma, belirli yiyeceklerden yoğun biçimde kaçınma veya bedenle sürekli meşgul olma gibi farklı şekillerde görülebilir. Her yeme bozukluğu kilo alma korkusuyla ortaya çıkmaz ve kişinin dış görünümünden anlaşılamayabilir.

​

bottom of page